Anasayfa » ALINTI » Yeni Medya ve İletişim
Yeni Medya ve İletişim

Yeni Medya ve İletişim

Yeni Medya ve İletişim

  • Birinci varsayıma göre bilgi, anlam üretmekte ancak anlam kaybını engelleyememektedir. İletişim araçlarını kullanarak müşterilerimize mesaj ve içerik pompalasak da, bu anlamın yok oluş hızı, anlamın pompalanma hızından yüksek olacaktır. Yani var olan iletişim araçları yetersiz kalacaklar ve ek iletişim araçlarının devreye girmesi gerekecektir. Bu ek iletişim araçlarını “anti-iletişim araçları” olarak bile niteleyebiliriz (korsan radyolar, spooflar gibi).
  • İkinci varsayıma göre bilginin anlamla ilişkisi yoktur. Bu Shannon varsayımına göre iletişim evreninde üretilen bilgi saf bir araçtır. Teknolojik araçların içerdiği herhangi bir anlam yoktur. Öyleyse bu bilgilerin hiçbiri değer yargıları olarak belirlenemez. Yani, en basit şekliyle, bilgiden ne anlıyorsanız anlam odur. Oysa bizim bildiğimiz ve Monod’un “Rastlantı ve Zorunluluk” başlıklı metninde anlattığına göre “anlam, sonradan ortaya çıkan bir şeydir”. Bilgi enflasyonu ile anlam deflâsyonu arasında bir ilişki yoktur.
  • Anlam yitiminin doğrudan iletişim araçları yani anlamı yok edip, ikna edici bir haber biçimine sokan kitle iletişim araçlarının müdahaleleriyle bir ilişkisi vardır.

En ilginç varsayım bu sonuncusudur, şu anda kabul gören düşüncelerin tam tersini savunur. Çünkü toplumsallaşma, bizlerin kitle iletişim araçlarının gönderdiği mesajlarla ne kadar ilgilendiğimizle ölçülür. Bu yüzden de kitle iletişim araçlarının gönderdiği mesajlarla ilgilenmeyenler gerçek ya da gücül düzeyde toplumsallaşmamış insanlar olarak kabul edilirler.

Yukarıdakilerin yeni medya ile nasıl bir ilişkisini olduğunu sorduğunuzdan eminim. Anlatayım;

İnternet kitleler tarafından kullanılmaya başlamadan önce, kitle iletişim araçlarının gönderdiği mesajlara “maruz kalan” insanlar, internet ile birlikte o mesajlara nasıl cevap vereceklerini öğrendiler ve cevap vermeye başladılar. Yakın zamanda ise kullanıcılar her geçen gün daha da bilinçlendikleri için, o mesajları kendileri yaratır oldular. Yani bilginin üretimi misyonu, bu sefer de kullanıcıya geçmiş oldu. Durum böyleyken de, kurumlar tarafından üretilen mesajlar anlam kaybetmeye başladı. Çünkü o mesajı kullanıcının kendisi de üretebilirdi. Yeterince anlaşılır mı bilmiyorum ama söylemeye çalıştığım şeyi belki şu örnekle açıklayabilirim:

Geçtiğimiz senelerde kronik bir baş ağrısı problemim vardı, ilk zamanlar bu problemin kronik olduğunu bilmiyordum, bu yüzden de ağrı kesici ilaç kullanıyordum. Zamanla, bu ağrı kesici ilaçları kullanma aralığım düştü ve günde iki tane ilaç içerken 4’e ve 5’e çıktı (zaten kronik olduğunu da, durumun vahametinden dolayı doktora gittiğimde öğrendim). İlk zamanlar günde 2 tane ilaç içerken, zamanla kullandığım ilaç sayısının artması, ilaçlara olan bağışıklığımın artmasından ileri geliyor. Yani, o kadar fazla ilaç alıyordum ki, bir zaman sonra ilaç, etkisini kısa sürede kaybediyordu ve beni bir tane daha ilaç almaya zorluyordu.

İşte günümüz internet kullanıcısının da sorunu bu, o kadar fazla bilgiye, habere ve – bizim konumuzda – dijital kampanyaya ve reklama maruz kalıyor ki, eskisine göre çok daha çabuk unutuyor bu haber/bilgi/kampanyayı.

Her kullanıcının bir mecra olduğunu düşündüğümüz ve sosyal medya terimi ile adlandırılan bu sosyal internet ortamlarında kullanıcılar, günden güne ellerindeki güce yenik düşüyorlar ve aynı zamanda daha da çok güç kazanıyorlar. Güç kazanmalarının sebebi ise, şirketlerin/kurumların sosyal medya kullanıcılarına “yeterinden fazla” önem vermesinden ileri geliyor.

Sosyal medyayı toplumsal bir örgütlenme düzeni olarak görmeliyiz. Modern toplumların başında da maddi üretim vardır, sonunda da! Zaten maddi üretim olmasaydı bizim toplumsal örgütlenmemiz de inandırıcı olmazdı. Oysa sahip olduğumuz toplumsal örgütlenme düzeni yine maddi üretim yüzünden çökmektedir. Çünkü Türkiye gibi ülkelerde internet ortamında üretim değil paylaşım vardır (elbette üretim de vardır ama olması gereken düzeyde değil). Bu yüzden de bilginin anlam ürettiğini sandığımız sırada aslında tersi olmaktadır.

Bilgi, kendi ürettiği içerikleri yok etmektedir. İletişimi ve toplumsal düzeni de yok etmektedir. Bunun iki nedeni vardır:

  • Bilgi, iletişim kurmak yerine sahnelediği iletişim oyunu içinde kaybolmaktadır. Sebebi ise bizimki gibi ülkelerdeki en büyük sorun olan “seyretme arzusu”dur (bir nevi röntgenleme, sahip olmadığımız şeylere öykünme). Bizler, seyretmeyi çok severiz. Bu yüzden de hep paylaşırız, hiç üretmeyiz. İnterneti kullanma şeklimiz bile “iş” değil “aşk” aramak içindir.
    Ayrıca, bizler hem inanırız hem de inanmayız. Bizim görüşümüz: “Bu konuda yalan söylediklerini biliyorum, ama herhalde o kadar da değil”. Toplum olarak güvensiz yetiştiğimiz için, bize sunulan her bilgi, bir yandan doğru diğer yandan yanlıştır.
    Sistemin bizi içine kapatmış olduğu bu anlam ve iletişim sorununa karşı sosyal medya kullanıcısı da caydırıcı olarak soğuk bir tavır almaktadır. Sonuçta efsanenin varlığı insanların efsanelere inandıklarını göstermez.
    İletişimin bu görüntüsü, iletişim araçları ve bilgi bombardımanının toplumsal yapıyı bozmalarını engelleyememektedir.
  • Öyleyse iletişim araçları toplumsallaşmayı sağlamaya yönelik araçlar değil, toplumsalın kaybolmasını sağlayan araçlardır. Meseleyi daha ciddi incelemek için de McLuhan’ın “Medium is message” (mesaj iletişim aracının kendisidir) formülünden yola çıkabilirsiniz.

Yukarıda söylediklerim, pek sosyolog edasında olsa da kendi yorumumla şu şekilde açıklayabilirim hepsini:

Türkiye gibi ülkelerde ekonomik koşullar, bilginin ve haberin manipülasyonunu kolaylaştırmaktadır. İnsanlar, kitle iletişim araçları vasıtasıyla edindikleri bilgiler ve haberler dolayısıyla haberlere ve bilgilere daha soğuk yaklaşmaktadırlar. Yani aynı bilgiler ve haberler, geldiklerinden daha büyük bir hızla kendilerini yok ederler. Bu yüzden de insanlar, kendi yorumlarını sadece güvendikleri diğer insanlardan duydukları ile oluştururlar.

Şirketlerin bu konuda dikkat etmeleri gereken konu da, sosyal medya kullanıcılarını bir mecra olarak görürken, McLuhan’ın formülünü de unutmamaktır. Çünkü şirketlerin yeni medyada kullanıcılar tarafından gönderilmesini sağladığı mesajlar, içerik anlamında kendilerini iptal etseler de, iletişim aracı kendi başına devrimci veya yıkıcı bir kullanım değerine sahip olabilir. Yani, şirketlerin mesajları değersizleşseler de, kullanıcılar değerlidir.

Bu cümleyi kurduktan sonra, yukarıda kendimle çeliştiğimi düşünüyor olabilirsiniz, ancak iletişim aracı (yani sosyal medya kullanıcısı) kendi gücünden bir biçim olarak yararlanarak gerçeği dönüştürebilir. Yani, kullanıcının markayla yaşadığı herhangi bir ters durumda, kullanıcının kendisi yıkıcı bir hal alabilir (etkileyicilik, belki de Maslow’un söylediği, besin zinciri). Bu yüzden de dijital pazarlamanın en önemli araçlarından biri olan “Kişiselleştirme”, konu herhangi bir krize geldiğinde aksiyon almamayı gerektirir. Ancak McLuhan’ın teorisi de her sorumuzu cevaplamayacaktır, teorinin kendisini yok ettiği yerler de elbette vardır.

Hakkında sosyalmedyapazarlama

Check Also

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansına Etkili Sosyal Medya Kullanımı Eğitimi Verdi

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansına Etkili Sosyal Medya Kullanımı Eğitimi Verdi

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) personeline yönelik düzenlenen kurumsal iletişim eğitimleri kapsamında “Etkili ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir