Anasayfa » ALINTI » Blog Yazarları Facebook Hayran Sayfası Kullanmalılar mı?
Blog Yazarları Facebook Hayran Sayfası Kullanmalılar mı?

Blog Yazarları Facebook Hayran Sayfası Kullanmalılar mı?

Blog Yazarları Facebook Hayran Sayfası Kullanmalılar mı?Okuduğunuz bir kitabın kahramanını kendi hayal gücünüzün sınırları doğrultusunda yaratır ve kitap boyunca kahramanınız/kahramanlarınız ona göre davranırlardı. Beyniniz “ideal” bir kahraman yaratmıştır ve onu hayal ederek kitabı okumak, size zevk denen olguyu veren “şey”di aslında. Sonrasında, bu kitaplar sinemaya aktarılmaya başlandı. Bir kitabı okuduktan sonra, filmini izleyen insanlar, filmden sonra çokça : “hayallerim yıkıldı, yönetmen kahramanı hiç iyi aktaramadı, keşke izlemeseydim” tarzında yorumları yapmaktadır.

Bu doğaldır, çünkü her insanın hayal dünyası farklıdır ve evrensel bir hayal yaratmayı henüz başaramadık. Belki de, tek tip insan yaratan mevcut sistemimizin ileri bir boyutu, tek tip hayal ürünleri yaratmayı başaracaktır, ancak şu an için mümkün görünmemektedir.

Edebiyat ve sinema arasındaki bu “hayalleri” yıkma, yansıtamama durumu çok sorun yaratmayan, izleyenleri veya kahramanı etkilemeyen bir durumdur bana kalırsa. Özellikle “kahraman” tarafında yaşanan bir sorun yoktur.

Aynı durum oyuncular için de geçerlidir. Hep kötü rollerde görmeye alışkın olduğumuz bir oyuncuyu gerçek hayatta gördüğümüz zaman, onun kötü olduğunu düşünürüz. Olayı abartıp tepki verenler bile olabilir. Bu durumun oyuncuların gerçek yaşamlarını etkilemektedir.

Ne var ki oyuncuların bu durumuna hem insanlar hem de oyuncular alıştılar sayılır ve onların sayısı da çok fazla değil.

İnternetin gelişimiyle birlikte, yaratılan hayali kahramanların gerçek kişiler üzerindeki etkileri çok daha fazlalaştı. Sıradan olan bir insan, sanal alemdeki varlığından sonra bu etkilere maruz kalabilecek duruma gelmiştir.

Anlatmaya çalıştığım etkiler, blog yazarları üzerinden örneklendirilebilir.

Kendi yaşadıklarıma değinmeden önce aklıma Pucca olayına değinmek isterim.

Pucca, blog yazılarıyla tanınan ve sonrasında kitabı da yayımlanan bir kişidir. Anonim olarak yer alsa da, bilinen, kimliği de ortaya çıkartılan bir kişidir. Özellikle kitabının yayınlanmasından sonra fotoğraflarını ortaya çıkartma merakı görülmüştü. Durum  sadece fotoğrafını gör ve merakını gider şeklinde gelişmedi ne yazık ki.

Gördükleri kişinin, hayallerindeki imge ile örtüşmediğinden dolayı yerenler, dalga geçenler, küçümseyenler veya hayalleri yıkılanlar ortaya çıktı. Yazılarını okudukları kadının bu kadın olduğunu kabullenemeyen kişiler oldukça fazlaydı. Verdikleri bu tepki aslında normal olsa da, Pucca’nın karşı tepkisi de aslında önemlidir. Neticede kendisi bir insandı ve ruhsal durumu tepkiler karşısında bocalayabilirdi.

Pucca örneğindeki gibi, bir çok sanal kahraman da takipçileri tarafından kişisel imgeler haline getirildiler ve kendi gerçek kişiliklerine ait paylaşımlar eleştirildi.

Mutfaktaki Cadı blogumla birlikte yaşamış olduğum bir süreç, olayları çift taraflı kavramama neden oldu diyebilirim.

Yazmış olduğunuz yazılar, paylaşmış olduğunuz içerikler ile insanların kafalarında bir algı oluşturuyorsunuz. Oradaki algı onların hayal güçlerinden beslenerek oluşmaktadır ve siz, aslında oradaki kişiden ibaretsiniz. Hal böyle olunca, paylaşım sitelerindeki her paylaşımınız bu algı çerçevesinde anlam kazanmaktadırlar.

İlk başta sanal sınırlarınızı koymak kolay bir durum değildir. Öngörülemeyen bir sürecin oyuncusu olarak ağlarda yer almaktasınız ve bu süreç sizinle birlikte gelişmektedir.

Örneğin, Facebook kullanıcısı olarak, kişisel sayfamı herkese açarak, gelen tüm arkadaşlık tekliflerini kabul ediyordum. Ne var ki, paylaştığınız içeriğin sınırlarını da denetlemeden insanlara sayfanızı açtığınız zaman durumlar karmaşık bir hal almaktadır.

Sizi blog yazılarınızdan tanıyan insanların da olduğu kişisel sayfanızda, kişisel paylaşımlar, iç dökmeler, arkadaşlarla şakalaşmalar, sizin sadece blogunuzdan tanıyan ve belirli bir şekilde sizi imgeleyen insanlar tarafından anlaşılamayabiliyor. Bu noktada sizi eleştirmeleri,  sizi sorgulamaları, sizi ayıplamaları vs. göze almanız gereken bir durumdur.

Sonuçta siz onların okudukları yazıları ortaya çıkartan “sanal bir karaktersiniz” ve sizin özellikleriniz onların hayal gücüyle sınırlandırılmıştır.

Bu sınırların dışarısında hareket ettiğiniz zaman ise “çatışma” başlıyor.

Bu çatışma sonucunda iki yol çıkıyor:

1. İstenilen sanal karaktere bürünerek kişisel benliğinizden vazgeçmeli, istenilen davranış kalıpları içerisinde varlığınızı sürdürmelisiniz;

2. Sınırları belirleyerek , gerçek siz ve sanal sizi ayırmalı, iki farklı profil ile varlığınızı sürdürmelisiniz.

Bana sorarsanız, günde 20 kişi tarafından bile okunuyor olsa da, özellikle blog yazarları Facebookta özellikle, hayran sayfalarını tercih etmelidirler.

Bu durum, “kendini beğenmişlik” olarak değerlendirilmemeli, tam tersi “her iki tarafın hayal kırıklığını” önleme ve iletişimde kalabilme yolu olarak görülmelidir.

Yoksa benim bir yıldır yaşayarak öğrendiğim şeyleri öğrenmek zorunda kalır ve sanal dünyadan gelen üzüntüler, kafa karışıklıkları yaşayabilir.

Hakkında sosyalmedyapazarlama

Check Also

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansına Etkili Sosyal Medya Kullanımı Eğitimi Verdi

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansına Etkili Sosyal Medya Kullanımı Eğitimi Verdi

MarkeFront, T.C. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) personeline yönelik düzenlenen kurumsal iletişim eğitimleri kapsamında “Etkili ...

Bir yorum

  1. Tebrik ederim güzel ifade olmuş.
    Özellikle online oyun furyasının tavan yaptığı 97’li yıllarda çoğunlukla karşılaşıyordum bu durumla. 15 yaşında quake2 oynayan genç, orada kendisini kabadayı, ağır ağabey sanabiliyordu. İstediğim küfürü ederim, oyundaki gibi gerekirse dan dun girerim diye düşünüyordu. Çok hayal kırıklığı yaşayanlar oldu. Ancak o zamanki jenerasyon bile bugünkü jenerasyon kadar mutsuz değildi. Gerçekle ilişkide olmak şart. Gerçeğe tutunmak şart bir yerlerden. Bir constant olması lazım. Have you ever had a dream, Neo, that you were so sure was real? What if you were unable to wake from that dream? How would you know the difference between the dream world and the real world?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir